Yalnız-lık

Yalnızlığını yaşıyordu…
Oysa hayatı yaşaması gerekmez miydi?
Peki hayat neydi?
Aşk mı? Ayrılık mı? Acı mı?
Yoksa koca bir yalnızlık mı?
Kabullenmişti onun hayatı yalnızlıktı artık.
Çilesini doldurur gibi; yalnızlığının sona ermesini bekliyordu.
Alışmıştı aslında, bu koca şehirde onun gibi herkeste yalnız değil miydi?
Uzun upuzun gecelerde camın önüne oturur kahvesini yudumlar, bir yandan da radyo dinlerdi.
Yalnızlığında edindiği bir alışkanlıktı radyo dinlemek…
Her şarkıda yalnızlığı daha da derinleşiyor, hüzün önce dalmış gözlerine çöküyor, sonra da bütün bedenini sarıyordu.
Ağlıyor.. Ağlıyordu…
Engel olmuyordu göz yaşlarına çünkü karetmiyor, dindirmiyordu içindeki özlem dolu yalnızlık acısını.
Zaman su gibi akıp geçer diyorlardı. Oysa öyle yavaş ilerliyordu ki akrep ve yelkovan…
Bazen zamanın dışında olduğunu düşünüyordu ya da durmuştu tüm saatler.
Doğarken de yalnızdı şimdide, o zamanda ağlıyordu şimdide. Değişen ne olmuştu onca sene yaşayıp ta…
Sanki hiçbir şey değişmemişti.
Arasıra dost sesiyle huzur buluyor, uzatabildiği kadar uzatıyordu telefon görüşmelerini. Zaman zaman sessizlik oluyor, nefesler tutuluyordu. Bu sessizlikler, ağlamamanın tek çaresiydi. Çünkü o an tek bir kelime ile boşalacaktı göz yaşları taşacak hıçkırıklara karışacaktı. Karşılıklı teselliler verilecek, bu günlerde geçecekti. Sabır insanı olgunlaştırırdı.
Sabretmeliydi; O’nun için, kendisi için, gelecek güzel günler için…
Zaman zaman geçiyordu içindeki yalnızlık duygusu. O zaman afacan bir kız gibi bağıra bağıra şarkı söylüyor, camının önündeki güvercinlerden selam gönderiyordu sevdiklerine. Rüzgara aşkını fısıldıyor, gülümsüyordu.
Başkentin yalnızlığına ortak oluyor, kalabalığa karışıyor ve yaşıyordu. O’nun için, aşkı için, gelecek güzel günler için…
Bu günlerde geçecek, yalnızlığa yenik düşmeyecekti…

Sümeyra Arıcı

 

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz.
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.