Düşler Sokağı

“Bana bir masal anlat baba
İçinde denizle balıklar
Yağmurla kar olsun güneşle ay…”

Kimi zaman bir çocuğun babasına yakarışlarında, kimi zaman aksakallı bir dedenin dudaklarından dökülen nağmelerde  kimi zamansa hani şu eskilerin dilinden düşüremediği uzun kış geceleri vardır ya işte oradaki hoş sohbetlerdedir masal. Yani hem gerçekliği hem de olağanüstülüğüyle hayatın bir köşesinde belki de en derin yerindedir masal. “Bir varmış bir yokmuş ile başlar” yaşamla ölüm arasındaki ilişkiyi bir çırpıda açıklayıverir bize. İnsanoğlu değil mi ki bir var olan bir de yok… Bakın gördünüz mü masal hayatın ta kendisi işte. Bir varmış bir yokmuş, sizi tam hayatın gerçek yüzü ile Uyuyan Güzeli’yle, Pamuk Prensesi’yle, Keloğlanı’yl, perisiyle, cadısıyla tam bir hayal ülkesindesiniz. Bu ülkede öyle güzel düşlere dalarsınız ki Uyuyan Güzel vari hiç  uyanmasak, hep burada yaşasak dersiniz…

Bu düşleri size yaşatan, bazen sevdiklerinizin dudaklarından dökülen sözcükler, bazen de elinizden düşüremediğiniz kitaplarınızdır. Bu konuda Türk Edebiyatı‘nın ve edebiyatçıların hakkını bir kez daha verelim isterseniz. Türk zeka gücünün en büyük timsali olan Keloğlan’ıyla, Kocakarısı’yla, cinleri ve perileriyle eğitici ve öğretici masallarımız anonim edebiyatımızda geniş yer tutar.

Bize özgü masallarımızın yanı sıra çeviri ve uyarlama yoluyla Türkçe’ye kazandırılan Bin Bir Gece Masalları, Bin Bir Gün Masalları, Kırk Vezir Hikayesi gibi eserler, hem sevilerek okunmuş hem de Türk Halk Masalları‘nı konu ve motif bakımından etkilemiştir. Türk masallarını derleme, yayımlama ve inceleme çalışmaları bilhassa Cumhuriyet döneminde yoğunlaşmıştır ve başta Pertev Naili Boratav olmak üzere Ziya Gökalp, Eflatun Cem Güney, Tahir Alansu, Mehmet Tuğrul gibi yazar ve araştırmacılar Türk Masalları üzerine derleme ve inceleme yapmışlardır. Tüm bu çalışmalar göstermiştir ki, halk masalları bir millet için zengin hazinelerdir. Halk medeniyetinin eski izlerini, masallardan kısmen çıkarmak olanağı vardır. Öyle ki, bir milletin tespit edilmiş bir masalına, memleketin başka bir köşesinde rastlanması ve hatta aynı masalın çok az bir farkla başka uluslarda da yaşamakta olması, bunların çok geniş alanlara yayıldıklarının dolayısıyla da çok eski ve köklü bir geçmişin mirası olduğunun açık bir göstergesidir.

Üzücü bir nokta var ki, maalesef yetişkinler bize bırakılan mirasın pek de farkında değil. İçimizdeki çocuğu öldürüyoruz da ondan mıdır bilinmez ama masalın sadece çocuklara özgü olduğunu düşünüyoruz. Hatta bazen daha da acımasız olup birbirimize kızgınlıklarımızı; “Bana masal anlatma!” diyerek haykırıyoruz. Ne yazık! Masalın çocukların renkli dünyasında geniş bir yer kapladığı büyük bir gerçek; ama bu demek değil ki masalın renkli ışıklarıyla biz yetişkinler de aydınlanmayalım. emin olun bu ışıklar hayatın karanlık yüzüyle karşılaştığınızda sizin de önünüzü aydınlatacaktır. Gelin hep birlikte hayatın karanlık yüzünü bir kenara atalım ve düşler sokağını keşfe çıkalım…

F.Nilgün ÜNAL
Gazi Ünv.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz.
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.