YAZILAR

Dost, “toprak” gibi olmalı!

Bu yazımda DOSTLUK’ tan bahsetmek istedim. Sanırım hata ettim. Çünkü ben, dostluk üzerine çok şey yazabilirim diye düşünmüştüm. Ama kendimi sorgulamaktan daha öteye gidemedim!

Neydi dostluk? “Dostu olanın aynaya ihtiyacı olmazder Hz. Mevlana. Aynaya bakmak gerekiyor belki de, ben ne kadar “dost” olabildim dostlarıma diye…

Ve sormaya başladım kendime… Bir soran olursa yanıt verebilmek için değil! Sadece, “Can gibi dost” olabilmeyi anlamak için sordum.

Dostum dediğim kaç kişi için, neleri feda edebilirim mesela? Neleri verebilirim hiç sormadan? Paha biçilemez olan canımı verebilir miyim? Ya da çok kıymetli paralarımı feda edebilir miyim? Feda edilebilecekler arasında başka neler var? Üzgün gördüğüm kaç dostum için üzülebilirim veya sevinebilirim, sebebini hiç sormadan. Sorguladıkça korkuyorum yalnız olduğumun farkına varmaktan!

Tercih var mıdır dostlukta? Neye karşı tercih edilebilir? Veya silinebilir mi bir çırpıda? Sınırı var mıdır? “Her şey bir yere kadar!” dedirtir mi insana? O zaman kandırılmış mı oluruz dost bildiklerimiz tarafından? Ya da biz, gerçek dost olamamış mıyız aynaya? Dostluk uğruna feda ettiklerimin, dostum tarafından kabul edilmesi, ne derece dostçadır? Dostluk, bu kadar kırılgan mıdır?

Dostluk, aşk gibi karşılıksız olduğunda artarak yaşanmaz mesela. Dostluk, karşılık bekler. Beslenmek ister, büyümek ister. Artmak ve belirginleşmek ister her zaman. Belirginleştikçe dost deriz çoğu zaman. Görmek, bizzat yaşamak isteriz fedakârlıkları. Feda etmek dostluğun en temel kuralı. “Kötü gün dostuymuş” diyebilmek, kötü gündeki dostluğu görmekle olur diye düşünürüz.

Dinlemek midir dostluk? Paylaşmak mıdır acıyı, tatlıyı? Paylaşabilmekle orantılı mıdır? Paylaşmanın kalitesi yükseldikçe, artar mı dostluk bağları?

“Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” derler. Yıllar sonra bir araya gelen dostların, bırakılan yerden başlamaları nasıl açıklanabilir? Aşk’ın mekânı gönül ise dostluğun yeri gönülden daha da derinde midir? Dost, aşk’a karşı her zaman bir – sıfır önde midir? Kim dostuna karşı, aşkını silip atabilir? Aşk, yitirilince tekrar bulunur mu? Peki ya, dostluğun alternatifi olur mu?

Karnını, kazma ile bel ile yarsan da, yüzünü tırnak ile el ile yırtsan da, yine de seni, gül ile karşılayan, toprak gibi dostu olanlardan olmak neye karşı feda edilebilir? Böyle bir dostluğun karşısında hangi aşk paha edebilir?

Dost bildiğinin, dost olamayacağını anladığında, onun yeni unvanı nedir? Tanınmayan birisi midir? Yoksa istenmeyen kişi midir? Dostluğun bittiği en dip noktadan, hangi sebeple geri dönülebilir? Bir süre sonra, geçmişteki tartışmaların temelinde, başka bir fedakârlık yattığı anlaşılırsa, bu dostluğun değeri ne yücedir.

Ve anladım ki…

İnsan dostuyla, dostluğuyla yücelir. Hak ettiği dostluk, yine kendisine denktir. Çünkü aynadaki, ta kendisidir!

Özkan DEMİR

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı