Doğaya

Doğaya, yeşile aşık biri iseniz, fırsat buldukça etrafınızdaki güzelliklerin tadını çıkarmak istersiniz. Bir bisiklet tutkunu olarak ben, boş zamanlarımda yeni yerler keşfetmek üzere farklı coğrafyalara doğru pedal çevirmeyi çok severim. Bu yazımda sizlere, dünyaca meşhur çinileriyle, Anadolu’daki ilk Türk başkenti, Bursa’nın İznik ilçesine yaptığım bir gezintiyi anlatacağım.
İznik; tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, doğası temiz, adını verdiği gölü sayesinde kendine özgü bir iklimi olan ve yaz-kış demeden bereket saçan toprağıyla hemen her tür sebze ve meyvenin yetiştiği muhteşem bir yer. Bu bölgeyi daha yakından görebilmek için bisikletimle Gölcük’ten yola çıkıyorum.

Yaklaşık 53 km süren yol boyunca geçtiğim köylerden, Lütfiye Köyü’nün girişinde “Lütfiye köyü en iyi baltalık ormana sahip olup bunu koruyan köy seçilmiştir.” ile Sofular Köyü’nün girişinde “Tema Vakfı ve Orman İşletme Müdürlüğü tarafından Sofular Köyü Suç İşlenmeyen Köy Seçilmiştir” tabelalarını görüyorum. Böyle tabelalar görmek, doğa severler için müthiş bir övünç kaynağı oluyor.

Yemyeşil ormanların içinden geçerken, İznik’e yukarıdan bakan bir tepeye geliyorum. Alabildiğine yeşilliklerle dolu bir vadi ve bu vadinin ortasında masmavi bir göl. Büyük bir keyifle manzarayı izledikten sonra yoluma devam ediyorum.

Yol üzerinde bir köyde patlayan bir tekerimi tamir etmek için durduğum köy kahvesinde, köylülerin kendilerine has hikayelerini dinlemek, onların neşe ve sıkıntılarına kısa süreliğine de olsa ortak olmak, bana mutluluk veriyor.

İznik’e nihayet vardığımda, ilk iş olarak bir İznik köftesi restoranına gidiyorum. Yolunuz buralara düşerse, İznik köftesini yemeden geçmemenizi tavsiye ederim. Burada isim yapmış birkaç restoran, günün hemen her saati ziyaretçi akınına uğruyor.

Karnımı doyurup kendime geldikten sonra şehrin tam ortasındaki Ayasofya Müzesi’ni ziyaret ediyorum. Buradaki müze görevlisi bana bilet kestikten sonra, Hıristiyanlıkla ilgili önemli kararların alındığı 7. konsül’ün 787 yılında burada toplandığını, 1331’den sonra ise buranın Orhan Gazi camiye dönüştürüldüğünü anlatıyor.

Şehrin etrafı, başta zeytin olmak üzere, meyve ve sebze bahçeleriyle çevrili. Şehrin içine girdiğinizde ise nereye adımınızı atsanız, ya tarih kokan eski sur kalıntılarına, ya da bir çini atölyesine denk geliyorsunuz. Vaktiniz varsa, buradaki çini atölyelerini ve hediyelik eşya dükkanlarını gezmenizi öneririm.

Güneşin batışını izlemeyi seviyorsanız, İznik gölü kenarından gün batımını izlemenin de oldukça keyifli bir aktivite olduğunu belirteyim. Ancak ben o vakte kadar kalamıyorum, hava kararmadan yola çıkmam lazım. Tam bir açık hava müzesi olan bu şehirden ayrılırken, bağ ve bahçelerin arasından geçerek, İznik gölünü izleyerek dönüyorum Gölcük’e.

Yeni yerler keşfetmek; insanın ufkunu açar, yaşama şevkini artırır. Doğaya zarar vermeden onunla bütünleşebilmek, insana büyük bir huzur ve mutluluk verir. Ben, kendi adıma İznik şehrini keşfederken, sağlıklı ve çevre dostu bir ulaşım aracı olan bisikleti tercih ettim. Kendinizi yenileme ihtiyacı hissettiğinizde, sizi de doğayı keşfetmeye, onun bir parçası olmaya davet ediyorum.
Seyhan DEDE -İngilizce Öğretmeni

 

 

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz.
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.