Ben Olmasaydım!

Bensiz bir hayat düşünülebilir mi? Tabi ki hayır yaşam benimle gerçekleşir elbet. Hep özlem duymuşumdur. Ne zaman şu kocaman kayalıkların altından çıkarak, kendimi güneşin bağrına atarım diye. Gün geldi çıkamam diye düşündüğüm yerden çıkıverdim birden. Özlemişim o sıcacık hayatı. İnsanlara, bitkilere, hayvanlara ve dahası tabiata yaşam vermeyi. Kendimi salıverdim güneşin sıcacık kollarına.

Sanki her şey benim için hazırlanmıştı. Dolduruverdim birden dereleri, gölleri, denizleri. Çağlayan olup akarken, karışıverdi sesim kuş seslerine. Yürüyordum gece gündüz geriye bakmadan, neşeli ve coşkun bir halde. Nasıl mutlu olamam, cana can katacağım ulaştığım her yerde. Toprağa düşen tohuma can, çiçek açmaya hazırlanan tomurcuğa da güç kaynağı olacaktım. Ulaşacaktım bülbülün gül bahçesine. Gökyüzüne çıkarak bulutlarla dolaşacaktım semaları. Yağmur olup ovalara, kar olup dağlara inecektim. Yeşerecekti her yer benimle baharın ilk günlerinde. Bin bir çeşit meyvelerle, sebzelerle donatacaktım ovaları bağları. Yemyeşil olacaktı ülkemin bütün tepeleri dağları.

Hiç aklıma gelir miydi başıma gelecekler? Benim neşemi, azmimi kıracaklarını hiç de düşünememiştim. Öyle ya. Cana can katacaktım. Kime ne zararım var? Hiçte düşündüğüm gibi olmadı.

Ağaçsız yollarda giderken başıma düşen toprak parçaları, adını bilemediğim bin bir çeşit ilaç artıkları, gübre çeşitleri, metal parçaları, yıllarca özelliğini kaybetmeyen plastik şişeler, kanalizasyon akıntıları, fabrika artıkları, daha neler neler. İsimlerini bile sayamadığım pek çok maddeler ne hale çevirdiler beni. Bembeyaz gelinlik gibiyken, bacadan çıkmış kuşa çevirdiler. Rüya mı görüyordum, yoksa hayatın gerçeği mi? Ne ümitlerle gelmiştim buralara, ne hale koydular beni. Bu halde ne işe yararım, kime faydam dokunur? Onu ben de bilemiyorum.

Beni bulamayanlar, bana ulaşamayanlar çaresizlik içinde beklerler. Küçücük bir damlam için adım adım koşarak, kavuşma uğruna bin bir engeli aşarlar. Hatta yokluğum anında ülkeler arasında savaş nedeni bile olabilirim. Fırat’tan, Dicle’den akarken. Manavgat’tan coşarken bir an akmadığımı coşamadığımı düşünmek bile istemiyorum. O zaman ne olur dünyanın hali?

O kadar yararlı, hayatın olmazsa olmazı olmama rağmen, çok nazik özelliğim vardır. Eğer çeşitli önlemler alamazsanız, sağlıklı olamam. Daha verimli olabilmem ve ülke ekonomisine katkı sağlayabilmem için çok hassas korunmalıyım. Yabancı maddelerden ve tüm atıklardan uzak tutulmalıyım. Hiçbir zaman tükenmeyeceğim düşünülerek çok hor kullanılmamalıyım. Ben gereksiz yere kirletilip atılacak kadar çok değilim. Küresel ısınmalara, salgın hastalıklara, yokluğumdaki toplu ölümlere neden olacak kadar acımasız değilim.

Ey insanoğlu! Bak ne zoruluklarla elde ettin beni. İnsan, emeğine böyle kötülük yapar mı? Ben olmasam, nasıl büyüteceksiniz küçücük bebeği? Toprağa düşen tohum, nasıl bağlanacak toprak anaya? Nasıl kavuşacaktın denizdeki balığın tadına? Onun için beni canın gibi korumalısın. İşte o zaman vücudun sağlıklı, yediğin sebze ve meyveler daha lezzetli, hayvanlarınız daha uzun ömürlü, çevreniz de daha yaşanılabilir olur. Mutlu bir toplum yapısıyla gelecek kuşaklara da hayat dolu bir çevre bırakmış olursun.

Şüheda Begüm ÖZDEMİR
Cumhuriyet İ.Ö.O. OSMANİYE
(2010 YILI 22 MART DÜNYA SU GÜNÜ KOMPOZİSYON YARIŞMASI 3.LÜĞÜ KAZANAN ESERDİR)

Benzer İçerikler

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz.
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.