YAZILAR

Arkada Yatan Sebepler

Bütün bir günün ve sekiz saat dersin verdiği yorgunlukla eve vardığımda yemek yemekten daha önemli şeylerin olduğunun farkına vardım.Mesela kanepeye uzanıp midede katılıp kalan zihnini televizyonla meşgul etmek gibi. Ben de bunu yapıyorum, kanepeye uzanıp televizyonun kumandasını elime aldım. Akşam üzeri olduğu için bir Japon dahil birçok yardımsever bayan ev hanımlarını yemek tarifleri veriyor hem de uygulamalı. Olacak şey mi yahu! diyerek yemek tarifi veren kanalları hızlı hızlı çeviriyorum. Nihayet bir haber kanalında yakından tanıdığım (Pahalı kitapları sayesinde) bir aydınımızın! konuşmasına rastlıyorum. Zihnim zaten yorgun şimdi bu adamı dinleyerek biraz daha yorarsam kendimi hiç zorlamadan uykuya dalabileceğimi düşünerek, kanalı değiştirmemek için elimdeki kumandayı fırlattım.

Değerli aydınımızın üzerinde konuştuğu konu oldukça önemli ve bizi de yakından ilgilendiriyor. Rengarenk ve kanlı devrimler. Tam 21.yy mahsus diyorum zıtlıklar iç içe girmiş bir bütün halinde. Lale, kadife ve tan… Birbiriyle ne kadar ilgili şeyler değil mi? Neyse derinlere dalmadan konuşmayla sunucunun diyaloğuna gelmek istiyorum. Programın sunucusu “Sizce bu devrimlerin aynı döneme rastlaması adeta birbirini takip etmesi tesadüf mü? diye soruyor. Bu soru karşısında söylemek istediği çok şey varmış gibi hemen atlayan konuk “tabi ki hayır” diye söze giriyor.

“Efendim bu devrimlerin ortalarda yatan çok önemli nedenleri var” diye devam ediyor. Ama nedense daha sonra anlattığı şeyler bir olay örgüsü çerçevesinde düşünüldüğünde bana hiç biri nedenmiş gibi gelmedi. Neyse dedim kendi kendime, nedenler nasıl olsa elimizin altında diye düşünüyordur. Belki de arkada yatan nedenlerin uykularını alamamış olabileceklerini hesaba katarak onları uyandırmayı erken buluyordur diye kendimi teselli ettim.

Sunucunun aklıda benim gibi yani konuya takılmış olacak ki ilk sorduğu soruya benzer bir soru daha soruyor. Konuk ise ilk söylediklerinden farklı ama arkada yatmakta olan nedenleri, o derin uykularından uyandırmayacak şeyleri söylemeye devam ediyor. Lafı dolandırdıkça dolandırıyor ama bu baş döndürecek kadar dolanan laflar hemen bir sokak arkada yatmakta olan nedenlere uğramayı ihmal etmiyor. Ben yavaş yavaş kızıyorum ” ne söyleyeceksen söyle be adam” diyorum.

Ama sunucu benden daha kibar çıkışıyor. Neden isteyen bir soru daha! Gayet güzel bir edayla. Konuğa da “Ben de oraya geliyorum” diyor. Ben de hem kendim hemde benim gibi uyanmayan, uyandırılmayan nedenlere takmış sunucu kardeşim yerine; oh be! diyorum. Ama demem bir işe yaramıyor. Çünkü bir karış suratla sunucu konuşmacıyı uyarıyor. “Yönetmenim şimdi ikaz etti kısa bir ara vermemiz lazım, bu kısa aradan sonra söyleşimize devam edeceğiz.”

Takdir edeceğiniz üzere sinirlenip içimden hoş olmayan şeyler geçiriyorum. Bu kısa arkada yatan nedenlerin Ashab-ı Keyf uykusuna dalacaklarını, binde bir ihtimalle uyansalar dahi Nasreddin Hoca’nın kuşa benzetmeye çalıştığı leyleğin bir daha leylek olmayacağı gibi kuşa da benzemediğini iyi bildiğimden az önce fırlattığım kumandayı almak için yuvarlanmaya başladım. Kumandayı elime geçirir geçirmez televizyonu kapatıp tekrar kanepeye uzandım. Elimi başımın altına koyarak arkada yatan nedenlerle yatmaya başladım.

M.Şerif DOĞAN

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı